| Halbuki Korkulacak Hiçbir Şey Yoktu Ortalıkta |
|
Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar… Turgut Uyar Zalim bir dünyada yaşıyoruz malum. Bunu anlamak, anlatmak için çağın ruhu olan alıp satma üzerine sayfalarca okumaya gerek yok. Her şeyi haiz alışveriş tapınaklarına gidip bir an olsun düşünmeye, mikroekonomi dersleri dinlemeye gerek yok. Televizyonlarda, gazetelerde, internette hızına erişmemiz mümkün olmayan malumat akışının karşısında küçüldükçe küçüldüğümüz dakikalara da gerek yok. Biz dönüp yaşadığımız yere bakalım. Naylondan bir Mülkiye ruhu kuşatıyor önce yaşam alanımızı. Her paketlenmesinde daha bir süslenen, daha bir çirkinleşen, kötü kokan bir ruh bu. Paralı programlarıyla her gece Cebeci’ye ışık saçan, Dersim’de devlet görevini yaptı diyenlere alkış tutan, her fırsatta tarihe sarılan, o tarihte bulduklarını da naylona sarıp anlamsızlaştırıveren bir ruh. Daha bu ruhun gölgesinden kurtulamadan kendiliğinden yabancılaştırıcı derslerle karşılaşıyoruz. Yaşamımıza, o modası geçmiş toplumsal meseleye değmeyen, düşünmemize pek fırsat tanımayan yabancılaştırıcı dersler. Sonra ise demir bir mecburiyet gibi karşımızda duran iş sınavları hayatımızın tek gerçeği olarak sunuluyor önümüze, anlamsız bilgilerin yığılı olduğu kitaplar altında ezilmemiş, ezilmeyecek numarası yapıyoruz naylondan bir edayla. Korkulacak bir şey yok çünkü. Herkes biliyor ki çalışınca olacak. Evet olacak, peki ya sonra… SBF Öğrencileri Dayanışma Derneği zayıf bir tezle ortaya çıktı bu ruhun karşısına. Çünkü naylondan bir düzene çekiç darbelerinin, ağır silahların işlemeyeceğini biliyor. Aksine daha küçük ama keskin darbelerle yarıklar, delikler açılabilir bu düzende. Siyaset insanları bir arada tutacak eşitlik prensibinden yola çıkan yaşam formlarını geliştirmekse, SBF<D>DER Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bu ilkeden yola çıktı. Yaşadığı yeri eşitlik prensibi ekseninde oluşturma, ortak sorunlarımızı ortak zeminde paylaşma ve bunu kolektif bir eyleme gücüne dönüştürebilmekti iddiası. 2006’daki İnek Bayramı’nda kendiliğinden ortaya çıkan bu kolektif eylemlilik çerçevesinde bir araya geldi, kurulduğundan beridir de eşitlikçi, özgürlükçü bir dünya algısıyla çevresini kuşatan naylon geleneğin karşısına bugünü, varlığını, dayanışmayı koydu. O çok meşhur bireyselliğin, bireycilikle değil başkalarının; arkadaşının, zulme uğrayan işçilerin, katledilen insanların arkasında durmakla kazanılacağını savundu. Durup düşünebilmeyi, hayata karşı sorumluluk almayı, inisiyatif geliştirebilmeyi, anlamayı ve dinlemeyi örgütlemeye çalıştı. Kütüphane eylemliliklerinde, öğrenciler üzerinde uygulanan güvenlik baskısına karşı girişilen kolektif eylemliliklerde ve daha birçok başka alanda bunu başarabildi. İnsani ilişkiyi ve dayanışmayı her zaman meta ilişkilerini saf dışı bırakarak kurmaya girişti. Dolayısıyla siyasal eylemi iyi ve kötünün olduğu, değerli ve değersizin olduğu, taraf olunması gereken ya da karşı çıkılması gerekenin olduğu bir ahlaki eylem olarak değil bir etik varoluş olarak kurguladı. Böylece eylem yalnızca bir etkinlik yapma ya da engelleme, basın açıklaması yapma ya da engelleme ile sınırlanmadı. Aksine kişisel ilişkilerdeki tavırların dönüştürülmesine genişletildi. Yıllardır içinde yetiştiğimiz ırkçı ve cinsiyetçi kültüre karşı yaşamımızı dönüştüren şey haline geldi, geliyor. SBF<D>DER’in yaptıkları da yapamadıkları da bu ilkeler bağlamında değerlendirilmelidir. Bunları gerçekleştirdiği oranda naylondan düzene delikler açarak nefes alınabilecek yaşam alanları üretilebilecektir. Vaadimiz dünyayı değiştirmek değil, vaadimiz yok! Zayıf bir teze sahibiz. Var olanı sahiplenmiyoruz. Ne piyasacı üniversiteyi, ne de Mekteb-i Mülkiyeyi Şahane-i Ali Osmani’nin ruhunu. Onda yarıklar açmak, hiyerarşinin karşısına eşitliği, bencilliğin karşısına dayanışmayı, metalaşmanın karşısına meta dışı alanlar yaratmayı ve bunları yaşam alanımızda birlikte örgütlemeyi öneriyoruz. Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğrencileri Dayanışma Derneği SBF<D>DER
|
| Son Güncelleme: Çarşamba, 10 Mart 2010 23:54 |





